|
Hep kentlerin arasında heder oldum…
Denizler hep denizdi oysa.
Durmaksızın yüz değiştiren topal korsan. Kancası kanlı çengel, suratsız ilişkiler ve vahşi yok ediş. Tek gözlü sinsi cani, insan yiyen anamalcı düşman.
Bu kentin sokakları yutuyor ayaklarımı.
Hücrelerim haberci mi çıkardı ölüme,yapraklarım beyazlaşıp beni terk ediyor…
- Ey! Aşk sahip çık bana…
Dizlerimdeki yaralar sana diz çökmekten…
Suskunluk yakıştı sana…
Gözlerini kapayıp Kostantinopolis’i dinle…İnilti midir hatıralarımız..? Ve sen metropol kızı,elinde söktüğün yürek, dirseklerinden kan damlarken sırıt, yalanların aynasına…
Bil ki; son zehiridir akrebin, sırtına sapladığı hançer, bu yalan hayattan sakladığı en elle tutulur zafer…
Ey hançerler, kendim kadar seviyorum artık sizleri…Sırtımda çıkardığınız sesleri…
En yakındakiler, en acımasız olanlardır.
İlkyaz saltanat fermanını çiçekten bildirilerle tepelere toprağa ve gökyüzüne asarken ölümlerin bağrında yeni bir hayat yaratmaya çalışıyorlardı.Geçen kıştan kalan çürük yaprakların, yeşillikler arasındaki çırpınışları bu pırıltılı tabloya kahverengi gölgeler katıyordu.n>
Ben hep kentler arasında heder oldum ve gittim geldim.
Eksiltti beni iğdiş edilmiş dostluklar…Hayat kısa, dostluk uzundu.
‘Hayat aldanışlardan replikler sunuyordu bana’ İhanet giyinmiş geliyordu akşam.
Oysa bana hep büyük aşklardan söz ettiler, yüreklerinde bir merhaba bile taşıyamayanlar, bu yüzden küçük hazları aşk sanıp, büyük anları kaçırdılar…
Bizim olanı çok çabuk gözden çıkarırız.
- Beni gözden çıkarma sevgili dostum.
Riyakarlık bukalemundur.Sözleri renklere boyamak mümkün ve değiştirmek de… Sözlerle gerçekleri değiştiremezsin. Kendine gerçek bir şiir yaz. Kafiyesiz. Çaresizliğini teşbih etme sakın.Gözyaşlarını saklama bu kez…Sığıntı gibi yaşama dizelerin arkasında. Şiir ol , hayatın kendini yazsın.Seni hep bir yudum mutluluğun peşinde topallarken anımsamak istemiyorum.
Denizler hep denizdi.
Kim bilebilir ki bir denizin aşkını..?
-İçimdeki uzaklar çağırır durmadan…
Bunu anlatamamıştım sana…
Bir gün dizelerim ışığa kesip beni açıkça görebildiğinde, sakın hayallerini kırma ve sor kendine ; Bu çirkin adam mı yazdı aşkın güzel hikayelerini..?
Bazen yakalıyorum ışığı, farklı olanı anlıyorum… Ancak ulaşmak ve kendini anlatmak ne kadar uzun ve zor. Seni gördüm… Dokunamadım…Yorgunluk tutuklamıştı beni, ellerimde uykudan kelepçeler…
- Gözler gider bakışlar kalır… Demiştin. Onlar hep bende kaldı.
Bana düşlerden kurulmuş, bir ülke bırakmıştın…
- Kendini huzurlu hissetmene neden olduysa gidişim, buna ben de sevindim…Yıkıcı bir kabusum ben, adı konulmamış bir hastalığın ateş nöbetinde uyanılan.
Bu kadar olumsuz olma…
Uyurken üstüne şiirlerimi ört. Belki o zaman kurtulursun bu cehennem uyanışlarından.Yalnızlık, katlanılabilir bir yağmur, ya da terk edilmiş bir yaprak olabilir düşüşün sarışın mevsimlerinde.
- Umut intihar etmediyse eğer, uzaklarda bir Işık bulacaksın.
O zaman sulanır ve esintiye dönüşür , kemikleri toza dönüşmüş bir aşkın ruhu…
Bana Hitit’li dizeler gönder dostum, bozkırın susamış akşamlarından.Ve unutma, eğer kınından çekildiyse bir dize, bırak herkes alsın nasibini telef olan dostlukların meydan savaşından…
Kabardıysa göğsün ve artık tutmakta zorlanıyorsan içinin sellerini bırak yağmura dönüşsün anlatılamamış öyküleri yalnız kalbinin ve unutma;
-“İlan ı aşkla başlar bir aşkın ölümü”
Uzaklar içimde.
Kim bilebilir bir denizin aşkını ?
Gittiğim her yerde o re minor tango…
Belki anlatamadım uzaklar içimde…
Sakın beni gözden çıkarma sevgili dostum, bir şiirden daha zor yeniden başlamak…
Arkama bile bakmadan gidiyorum dolu dizgin…
Yalnızlıkla aldattım geceyi…
Gittiğim heryerde o reminor tango…
- Acıların dansına kalktım, hüznün düğününde…
Beni sessizce ve kırmadan, yaprağını bırakan ağaçlar gibi terk ettiğin için sakın üzülme.
Ben bu değişimi yeni bir mevsim sanacağım.
Erhan Doğan
Antalya 2000 Agustos
Karşıyaka Mayıs 2000
|