| Sana Geri Döndüm, Kızıl Akşam, Kırık Hayal Yarattığım Küçük Dağlar... |
|
Bana her şeyi unutturmakla başla… Aynadaki yüzümü sil önce, akşamdan kalmış bütün yorgun duygularımı al ve onları incitmeden kaldır, eskiler sandığına… Yeni bir gün geldiğinde, ellerinden dökülen yıldızları yakamoz sanmalıyım. İçine kapanık gülümsemeni yüzüne takıp beni şiirlere götürmelisin. Bir şiir kadar senin olabilirim, oysa sen düşler kadar onlarınsın artık... Sesler ve karanlık gölgeler arasından sayıklamalar halinde öğreneceksin beni. Sorabilecek, anlayacak kadar vakit hiç olmayacak. Sana duramayan, teğet geçen vakitsiz bir gezegen gibi... Bilinmeyen karanlık yanlarım seni korkutacak muhtemel... Hiç bir zaman bunları anlama olanağı bulamayacaksın... Yazılmamış bir öykü olarak kalabilirim sende. Dokunulmaması gereken bir ayet.. Hayatı yarılayınca anlayacaksın aceleci tavrımı. Söylemem gereken bildiriler vardı, binlerce yıllık yalnızlığın tarihinden. Çevrendeki seslere bakma, anlatılanlar asla anlatmaz gerçeği... Ya da anlatılanlar ne kadar gerçek? Arandığımı biliyordum. Duvarlara asılan resimlerdeki anarşist bakışlarım beni bile korkutuyordu... Cinayetten aranmam çok acı vericiydi... Oysa ben yalnızca acılarımı azaltmayı istemiştim. Önce sevgilimi öldürmüştüm, anıları kurtarmak için. Sonra anıları boğdum ellerimle kendimi kurtarmak adına. Ve nihayet, “yüreğimi linç ettim”... İşte bu yüzden sil yüzümü aynalardan... Damıt beni. Başıma konulan ödül, bir şiir kitabıydı. İlk sayfasında şu dizeler vardı;
“İyi ki detone bir yalnızlık” seninkisi, Şimdi seni bırakma zamanı geldi... Benim kadar uzak yolların yolcusu olmamıştın hiç... Bilinmeze giderkenki ürkekliğini anlayabiliyordum. En çok kalmak isteyişini gizlemen şaşırtıcıydı. Benimle gelmeye söz vermemiştin ki... Zaman sayıklamalar içinde bir acılar takvimine dönüştü. İmalar arasında, anlatılması gerekenin hep çevresinde dolaşarak geçirdik, bize bağışlanmış dar zamanları. Anlatamam sanıyordum içimde açtığın boşluğu… Zor olan bu kadar yakınken uzak kalmayı başarmandı. Bana herşeyi unutturmakla başla. Aynadaki yüzümü sil önce... Işık ve seslerin uzayda sonsuzluğa yayıldığını düşün... Konuştuğumuz o aşk sözleri hala ve bozulmadan yolculuklarını sürdürmekteler... Oysa en kırıcı sözlerde söylendi artık. Herşey yenileyebilir kendini. Biçimler de değişebilir... Yakalayabildiğimiz bu kısacık anı, cehennem senaryolarıyla heder etmek de mümkündü. Ama ben senden dökülen ışıkları tutmak istiyordum. Beni yolcula artık... Anlayabilirim mesafelerin kısaldığını… Seslerin şarkılaştığı, renklerin ressamlaştığı bu güzelim hayat, acıların ve gözyaşlarının ağırlığını taşıyamayacağı günlere de çoktan yaklaştı artık.
Bir insandan başlayıp, tümevaran bu uzun öyküde, sana aşk ilan etmiştim. Artık giydiğim en güzel gece kıyafetiydi yalnızlık, düşlerle saçlarımı tarayıp sabahı beklemek için... Geç kalıp aşkı kaçıran yolcuyum, biletsiz bir şefkate yer ayırttım. - "Yazamıyorum, beste yapamıyorum, doğurma şansım da yok! Beni bu sancıyla geceye verme!" demiştin. Geceye seni vermedim ki... Işıklarını alıp giden sendin, bana tanıdık gölgeler bıraktın!.. Oturup şimdi hayallerimi kıracağım... Nisan yağmurları kadar kısa veya ilkyaza çıkış mutluluğu diyebilirdik yaşananlara... Bana göre bir trafik sıkışıklığı kadardı çektiğimiz acılar. Acı öğretir.
Bilirsin en güzel göz denize değendir!.. Gözlerinde yıkanmayı özleyeceğim.
Yine de, hayat karşılaşmalar içindir.
Erhan Doğan |